Thursday, December 25, 2025

Yeni sevdiklerim

Onceleri,  bir edebiyatci ne kadar cok ice yolculuk yaptiriyorsa benim icin o kadar kiymetliydi. O yuzden  Tostoy mu Dostoyevsky mi ayriminda benim secimim belliydi, oglan daha dogmadan, hatta fikri bile yokken, adini -sakayla karisik- Fyodor Mustafa diye secmistim. 
Yasar Kemal de  o ilk genclik doneminde kucuk abim ve cevresinin evire cevire okuduklarindan. Ben de biraz okudum,  begenmedim de degil ama ruhumun ihtiyac duydugu sey orda degildi, Tolstoy gibiydi,  daha dunyevi. 
Ayreten, Yasar Kemal 'e sempatim azdi, televizyondan kisaca edindigim intiba ile biraz fazla direkt ve politik buluyordum.  Ben ise mesafeyi sever(d)im, ciddiyeti, az konsumayi, soyut kavramlarla ugrasmayi.  Yasar Kemal ise "basit" memleket meselelerine karsi bile sinirlerine hakim olamiyordu.
Gel zaman git zaman, benim keskin taraflarim da kirildi, ve bir mucize eseri icimle derdim bitti. Hatta disariyla ugasirken de iceride cok yol alinabilecegini gordum, ve sonunda bazi temel prensiplerde karar kildim. Mesela savas meselesi, aklim savasi almiyor birilerinin savas baslatmasini, ve kahraman ilan edilmesini ya da bu yoldan guc toplamasini, ozellikle yuzune tukurulmesi gereken insanlarin devlet yonetmesini... Bir de ozgurluk meselesi var, dusunce ozgurlugu, hele olmayinca nasil da kiymeti anlasiliyor.  Yasar Kemal tam da bunlardan bahsediyormus. Turkiye'de kurumlarin hep bu gunkune yakin kaypaklikta islemis oldugunu hatiralarimizi yoklayinca anlayabiliyoruz, o yuzden Yasar Kemal'in ofkesi de anlasilirmis. 
Peki bu hayati yasarken ruhumuzu nasil sevindirecegiz? kultur ile, taa icimize islemis, icine dogdumuz, cok iyi anladigimiz dilimizin bize sundugu hazine ile. Orda da bulustuk mu yine! Kemal, seni daha once es gecmistim, ama simdi kesfedilecek bir dostsun benim icin. 

Wednesday, December 17, 2025

Guzel dusunme, baskalarinin standartlarina takilip kalmama

 once videoyu izleyin, sonra yorumlarda bulusalim. 


https://www.youtube.com/shorts/UClROVx88qQ


Ayse,  israrla esini sevdigini,  yaptiginin onun icin sorun olmadigini soyluyor. Sunucu, zorla Ayse'nin beynini yikamaya calisiyor.  "Bu ihanet,  kabul edemezsin!" diye kadini doldurmaya calisiyorlar.  Neden kendinizin odunc alma standardtlarini baskasina dayatip, onlari mutsuz edesiniz! Kadin bunu ihanet olarak gormuyor. 

Sunucu, "aldatan" kocanin  Ayse'ye sevgisinin ispatini istiyor, adam Ayse'ye ilk cocugunu hediye etmis, daha ne yapsin. Benim  de boyle bir cocuk ihtiyacim olsa, bu adama omur boyu minnettar olurdum. Aysecigim seninle ayni fikirdeyim, bunu bilmeni isterim. Kaplten sevgilerimle, seninle de iyi arkadas olurduk.

Son zamanlar

 

Oytun'u izleyerek egleniyorum, lexapro'yu fazla kacirmis, suzgec filan kalmamis, oohh ne rahat... -Oyle bir ihtimal olsa- ne guzel geyik yapardik biz senle, hemde 3-standard sapma normalin ustunde "power couple" olurduk da, cok konusuyorsun ve de fazla salliyorsun Oytun, benim sinir sistemi kaldirmaz bu kadari. Haa, bir de genlerimizi birlestirip cocuk yapsak, 4-standard deviation extreme (not sure which end) "neurospicy" bir aile olurduk, tam incelemelik... her turlu ciktimizla bilime buyuk katkimiz olurdu o kesin. 

Source asagida:


https://www.youtube.com/shorts/dMVGoFk2TXI

Friday, December 5, 2025

Karli

 bir sabahti, arabanin uzerindeki karlari yarim yamalak atarken bir kac dakikam gitmisti bile. Eger ilk derse vaktinde yetismek istiyorsam, her dakika kiymetli. Kopru yolumu bir kac dakika kisaltiyor diye ordan gidiyorum, bugun ise tam kopruyu gecerken buzda  kaydim ve frenler ise yaramiyordu. Daracik koprunun bitiminde kar temizleyen arac ile burun buruna geldik, hizlanip onumden gecmeseydi, ona tokusturmus olacaktim. Tanri yine kazasiz belasiz bir ders verdi, "yollara ve tekerine guvenme, bak kayiyorsun, daha dikkatli, daha yavas mumkun oldugunca!" dedi. 

Daha once de zarar almadan ogrendigim saglam dersler oldu. Bu bir kac defa daha tekrar ederse, sanirim Tanri'nin varligina inanacagim. Harika bir  Zero-Knowledge Technique ornegi, kesin ispat yok ama saglam delil var. Bugun kriptografi dersimin konusu da buydu. 

Wednesday, December 3, 2025

soguk bir kis sabahi

yavasca isinmakta olan odada, ısıtıcının sesini umursamadan , biraz da kirlice şiltenin altinda tatli tatli ve ve de telasla ruyalar gormekteyken,  telefonun alarmiyla uyandim. Hic ikilemeden yataktan cikip alarmi kapattim, ayaklarimin ucuna basarak, terliklerim elimde, diger odaya kitap ve notlarima yoneldim. Yere oturup ders notlarini olusturmaya basladim. Zamandan ve kendimden kopmus sadece yaptigim ise odaklanmistim. Boyle minicik zaman dilimleri icin odak  hayati onem tasiyor, zihnimin bunu ikna olmus olmasi buyuk kolaylik. Ahh benim canim zihnim, bir gun bu kadar berrak ve islevsel olacagini bilsem, 20 'li yaslarimi kendime ve gelecege dair daha umutlu yasardim. 

Millet diyor ya, "ben hayatta en cok anne olmayi sevdim" diye, o an icimden tonla dusunce geciyor, film seridi gibi yasadiklarim gun gun gozumun onunden gececek oluyor ki, dugmeye basip durduruyorum, çunku buna hic gerek yok! o kadar karman corman dusunceler ki, neresinden ceksem  de bir tanesini cikarsam bilemiyorum. O romantik argumana karsi kendi adima şunu diyebilirim: ben hayatta en buyuk darbeyi anne olmaktan yedim, (bunu demisken bilinsin ki oyle kolay bir hayatim da olmadi) . Sanki koca bir deprem oldu, yiginlarin altindan hala cikmaya calisiyorum. Ama bu zorluga katlanirken, ve isin kolayina kacmadan, bir bir moloz ayiklarken, gönüllü olarak olumlu dusunmeyi kesfettim. Kotu duşunerek kendime celme takmiyorum, hatta en kotusu oldugunda, eger ben hala hayattaysam, manzaraya karsi bir kahve alir, sakin sakin yudumlarim gibi geliyor. Cunku oyle bir ermislik, oyle bir haklilik, oyle bir yapabilecegi en iyi seyi yapmis olmanin ic rahatligi ve biraz da yorgunluk...