Saturday, July 4, 2026

Gullu Teyze ve Haci Amca,

 romani yazilacak bir aile, hem sıkısıkıya akrabamiz, hem komsumuz. Ayrica evlerine girip ciktigimiz bir aile ki ordan gorduklerim uzerinden bu aileyi gunlerce anlatacak kadar konusabilirim.

Haci amca , babamin kuzeni. Renkli insan, buyuk halamiz Mate Al'in buyuk oglu. Mate Al ile  dedem (Huso ) ve Gakko Dede, oz kardesler. Babalari dagda eskiya kursununa gittigi gun dedem Hüso 6 aylik bebekmis ve oturdugu yerde kendi kendine toprakla oynarken dile gelmis , "Bavo, Bavo. kushtin.." diye inlemis, ardindan buyuk dedemizin ölüm haberi gelmis.  Buyuk nenemiz, Zalhe yeniden evlenmis, diger buyuk amcalar da ikinci evlikten. Hepsi cok guzel insanlar, onlara bile bakarak gec yasina kadar yasamis ve ardindan sadece guzel anilar birakarak  gocmus Zalhe nenenin asaletini tahmin edebilirsiniz. 

En son gordugumde tahta iskeletinden ibaret olan  koy evini, buyuk dede evlenmeden once yapmis, evin girisine inen iki basamak orantisiz yuksekti -oyleki nenem (Hece) yasliliginda comelerek inmek zorunda kalirdi.-  Zalhe nene  genc bir kizken daha o evin onunden gecerken basamaklari gorup sorunca ,  buyuk dede "uzun boylu bir hatun icin yapiyorum" demis. Zalhe nene mesaji almis, o evin hanimi olmus,  ve o evde torunun torununa bile uzanacak kadar ailesine sahip cikmis.  Onun icin yapilan,  yuksek toprak basamaklar cocuklugumun hala tazecik anilarindan. 

Neden mi anlattim bunlari , bizim ailede bir iyilik ve guzellik damari vardir, Zalhe Nene'den geliyor olsa gerek. Dedem asil bir insandi, zekiydi, caliskandi, neseliydi, uzun boylu,  tipi bile farkliydi, yesil gozlu sarisin bir adamdi. Lafta capkinligi vardi ama neneme de cok duskundu, ona siirler yakardi ama bir guzellik gordugunde de takdir etmeden gecemezdi. Zamaninin cok otesindeydi, babami butun sulalesine dusman kesilmis annem bile ne kadar kendini zorlsada da dedemde kusur bulamaz, onun zekasindan ve caliskanligindan ovguyle bahseder.  

Neyse dostlar, ayrica ve acikca  belirtmeliyim ki bu ailede bir  de maharet damari vardir.  Iste Haci Amca, bu guzel damarlarin hepsinden beslenmis bir insandi, neseliydi, merakliydi, elinden her is gelirdi, evimizde ne tamir isi olsa onu cagirirdik, guler yuzle gelir, buyuk-kucuk butun isleri yapardi. Evdeki  kitapligi, giristeki vestiyer dolabi, mutfaktaki kiler dolabini parca tahtadan sifirdan  o yapmisti. Evde yapilacak ne is olsa, ucuncu kata cikar Haci Amca'yi cagirdik. Haci amca isini bitirince ona para odemezdik, oyle bir kaynak yoktu, onun yerine bakkaldan alinan kola ile raki karistirilip kokteyl yapilirdi. Ikram nesesini ve enerjisini hemencecik yerine getirirdi, odesmis ayrilirdi.

Haci amcanin kulaklari duymaz, babamin gozleri giderek daha az gorur olmustu, o halleriyle amansiz bir cabayla muhabbete devam ederlerdi, onlari dinlerken dayanamayip uykuya dalar, en guzel sekerlermeleri yapardim. Tabi  onunla direkt muhatab oldugumuz zamanlar da vardi. Babam,  varolusun en dibine ulasan bilimsel sorularimi cevaplayacak teoriyi  kuramadiginda Haci amca'ya yonlendirirdi. Haci amca da anlattikca anlatirdi ama soylediklerini bir turlu anlamiyordum, kibarca, gozumu bile kirpmadan dinlerdim ama sesleri o kadar yutuyordu ki onun konusmasini bir turlu desifre edemiyordum, yine de inatla cabaliyordum. Bu deneyimden olsa gerek, ogrenmek icin gerekli sabri erkenden edinmis oldum.

Simdi gelelim Gullu (ya da Gule) teyzeye, Gullu teyze de akrabamizdi, nenemin kucuk kardesi oluyordu. Boylece dedemin buyuk ablasinin oglu ile nenemin kucuk kardesinin yaslari evlilik icin denk dusmus. Gullu teyzeyi anlamak icin Suveys soyunu anlamak lazim. Maalesef ki bildiklerimin cogu kulaktan duyma ve annem vasitasiyla, o yuzden abartilmis olabilir. Annemin dedigine gore asiri bir kiskanma damari var Suveyslerde, nenemde belirgin olmasa bile alt soyunda mesela Z. halamda  , Gule teyzede, ve Gule teyzenin 19 yasinda vefat eden kizinda  cok belirgin bir sekilde sirayet etmis. Iste dostlar Haci amca ile Gule teyzenin evliligini varin siz dusunun, ortaya cikan cocuklarin hangi soydan neyi alacaklari ve ne kadar karakter zengini olacaklarini.

Biraz Gule teyzeyi anlatayim, asik suratli ama fazla hamarat bir hanim. Elinden her is geliyor, yemek, temizlik, duzen hersey tastamam, Almanya'daki torununa cok havali elbiseler oruyor, beni model olarak kullaniyor, yani kalip anlaminda ,  olculerimin Alman cikolatalari ile buyuyen Derya'cigimla ortusmeyecegi muhakkak. Bu arada Derya ile ayreten bir bagim daha var, Derya'nin annesi halamin kizi Elif, babasi Ali ise Gule teyze ile Haci amca'nin  oglu. Ali oyle yakisikli, hayat dolu ki kuzenim Elif ona cok asik oluyor, belki icten ice biliyor Ali'den iyi bir koca olmayacagini ama askina laf geciremiyor, Elif'in arzusu ile evleniyorlar. Evlilik uzerinden Ali de Almanya'ya gidiyor. Halamlar'in o yillar maddi durumu yerinde, restoranlari ve bol kosturmali bir hayatlari var. Her yil bir cocuklari memlekette buyuk bir dugun ile evleniyor, yazlarimizin eglencesi evlenen buyuk kuzenlerimiz.  Derya da o evliklerin birinin meyvesi.

Babamla Haci amca uzun sohbetlerini yaparken duvardaki resmi seyrediyorum,  Elif ve Ali  dizlerinin uzerinde comelmis, ortalarinda  gelinlik giymis iki yasindaki Derya. Hersey muhtesem gorunuyor, Almanya'da harika bir hayatlari oldugunu dusunuyorum. Ayni fotograf bizim evde albumde de var, belli ki yilbasinda karpostal niyetine butun akrabalara gonderilmis, fotografi her gordugumde ayni seyeri dusunuyorum.

Yazlari tatile geliyorlar, Derya'yi cok seviyoruz, komik konusmasi ve saf halleri cok hosumuza gidiyor, o da annesinin izinde Turkiye'den koca bulmaya hevesli, 6 yasinda var yok,  yuvarlak Turkcesi ile "Abudun benum kocam!" diyor, hepimiz cok guluyoruz.   Nedense kuzenim Elif,  icine seytan kacmis gibi gergin, hic sevmiyorum o gerginligi. Yine de annemle arada bir kisa da olsa 3. kata cikiyoruz, evde neseli bir hal var, aksiyon tastamam. Elif ile Ali birkac gunluk deniz tatilinden donmusler, Elif'in her tarafi yanmis, simsiyah oldugu gibi aci icinde kivraniyor, icimdenn bu ne bicim tatil diye geciriyorum ama ilk firsatta deniz yuzu gorup bir guzel yanmayi planliyorum :)

 Birkac yil sonra da ogullari Deniz doguyor, Deniz cok guzel, biraz hircin bir bebek, Elif eskisinden daha iyi gorunuyor, "sinirimin bir kismi cocuga gecti herhalde diyor!" Mantiksiz bir fikir ama gercekten oyle gorunuyor :)

Birkac yil sonra Elif ile Ali ayriliyor, halam cok fena oluyor, hatta Elif ayrildigi gibi kendisine kiymet veren Ali ile tam zit karakterde Nevzat ile birliktelige basliyor, halam utancindan insan icine cikamiyor, surekli tansiyonu cikiyor.  Hikayenin tamamini 20 yil sonra Koln'de kuzenim Elif,  Derya ve Deniz ile bulustugumuz ogleden sonrasinda detaylica ogreniyorum.  Bebek deniz 20 yasini gecmis, body builder sakince iri bir cocuk, icindeki siniri spora kanalize edip pamuk gibi olmus :) 

Allahim anlat anlat bitmeyecek, bu buzdaginin minicik bir kismi, devami var elbet...

Friday, June 12, 2026

Bir yaz gunu

 hava mevsim normallerinin ustunde, sokaklar sessiz, cop kokulari sicagi daha da dayanilmaz yapiyor. Sehre ulasinca gozum Turk kuafor ariyor, amanin her taraf kuafor, her taraf Turk! O kadar coklar ki; iki yasli, sehrin gobeginde  Avusturya Sarayin'in parkinda oturduklari bankta Ic Anadolu sivesiyle konusuyor. Duymuyorum onlari, yelekli teyze ile sapkali amca'nin kimildayan dudaklarina bunu yakistiriyorum. Simdi bu edebiyat mi oldu, on yargi mi, tektiplestirme mi, asagilama mi, yok walla kotu niyetle soylemedim, bosluklar oyle doluverdi.

Neyse, kaldigimiz gocmen mahallesinde, Turk kuaforu tam yanibasimizda. Oyle merkezi bir lokasyon degil, evlerin arasinda bir kuafor dukkani, yakinda bir Suriyeli bakkal, diger kosede zincir bir marketin kucuk bir subesi. Turk bir anne civciv gibi arkasina siraladigi boy boy cocuklarla  buyuk pencereli yuksek tavanli bir binaya giriyor, kapi acilinca biraz rutubet kokusu ile serinlik yuze carpiyor. Belli ki marketten eve donuyorlar, alisveris yapilmis. Kucaktaki butun karpuz birazdan intizamla dilimlenip sofraya inecek, yavrular istahla yemegini yerken annenin kronik yorgunluktan kaynakli  gerginligi biraz olsun eksilecek.

Kuafor Ali'yi gozume kestirdim, aradigim Turk kuafor bu iste, onunden gecerken kesiyorum dukkani, musteri olmadiginda disarida merdivenlerde oturuyorlar. Mahalle ortasinda bir dukkan, bilinc altimin derinliklerinde bi ana dokunuyor bu manzara, belki Demetevlerdeki bir kuafor onu, belki daha da oncesinden... Dorduncu gunun sonunda evdekileri dinlenmeye birakip kendimi sokaga atmisim, sonunda o kapidan iceri giriyorum, "Turkce konusuyor musunuz?" diye soruyorum, "evet" diyor, bekledigim cevabi almis olmanin rahatligiyla  koseye cekilip sirami bekliyorum. Bir anne-kiz var onumde, yillarin yorgunlugu annenin saclarinin siyah boyasindan damliyor, kizin saclar hem gur hem saglikli. Kizin annesine donusmek icin nerden baksan bir 20 yili var,  biliyorum butun guzellikler gecici, zaman sinsi sinsi herkesi buzusturup cope atacak. Ama once alis bir şu guzel yuzune ki kaybi da guzel dokunsun yuregine. Hicbir sey mi bedava olmaz su hayatta! Ya avans ya da sonradan, mutlaka odenecek bedeli! 

Isleri bitince anne bir ellilik uzatiyor ve hesap kapaniyor. Sira bende, deri koltuga ilisip yapay bir hareketle kendimi konumlandirirken,  insagramdan baktigim birkac modeli gosteriyorum, "Sende boyle durmaz ama, kabarir" diyor, Allah Allah! ilk defa boyle birsey duyuyorum, ince telli saclarim ne zamandan beriii...?

Sana guvenmeyi tercih ediyorum Kuafor Ali, ne de olsa sac onemsedigim bir konu degil.  Altlari olabildigine kisa yapip, semsiye gibi acilan kisa bir sac yapacaksin, yanlardan uzunca olacak, anlasiyoruz. Makasi siklatmanla derin bir muhabbete giriyoruz, senden ilk ogrendigim Turk degil kuzey Irakli, Turkmen oldugun! Aylardir gitmeyi planladigim kuaforu secebilmeme bak,  neyse alti ustu bir sac, Turk kuaforu deneyimin olmasa da olur. Istanbul ziyaretlerinden, Amerika vizesini alamamana sebep sakalindan,  sehirdeki en iyi donercinin- onunde sirasi bitmeyen- Ferhat Doner oldugundan... sen anlatiyorsun ben yorumluyorum.

Konusurken kesim yavas ilerliyor, bir saat konusuyoruz ve sen laf arasinda duraklar verip kucuk kucuk kesiyorsun saclari. Bu sekil birkac saat daha konusuruz ama aklima evde bekleyenlerim oldugu geliyor, zengin kalkisi yapiyorum. Para almak istemiyorsun, sizin yoreye ait bir kibarlik olsa gerek. Olur mu oyle sey! Disarida tabelada gordugum fiyata kucucuk bir bahsis ekleyip ucreti oduyorum, bir saat ugrasmana gore kucuk kaliyor ucret, ancak sonradan jeton dusuyor. Eve gidiyorum, saclar kisalinca dipteki beyazlarla uctaki kahvelerin orani degismis oluyor ve bu goruntu  hosuma gitmiyor. Neyse o saclarla Avrupa'yi biraz daha gezip eve donuyoruz ki, sokakta, okulda, kisaca  onceki halimi bilen karsilastigim herkes saclarima iltifatlar yagdiriyor. Iki ay sonra bile goren  yeni saclarimdan bahsediyor :) "Viyana'da kestirdim." diyorum, havali havali. Uc yilda bir kuafore gidince, iste sonuclari da boyle goze carpiyor. 

Kuafor Ali, guzel muhabbetimizi ve benim icin esirgemeden sergiledigin maharetini unutmayacagim. Belki gelirim yine. 

Tuesday, January 20, 2026

 Saatleri Ayarlama Ensititusu (SAE) ile Kaybolmus Gulusler Arsivi (KGA) ayni sokagin iki ayri ucundaydi, birinden digerine yururken ortalarda bir pastanede biraz soluklanip kendine bir sutlac ismarlamak ancak ki kendine duydugun sefkatin en tatli ilani olabilir.  Sonu elbette ki biryere baglanmayacak dusunceler icinde,  cignemeden  löp löp yutulan kasiklarin ardindan tatlinin sonuna gelince yasadigin saskinlikla  " bu tatliyi ben mi yedim, Miki mi yedi?" diye kendi espirine gulerken, tabagin icinde ince bir tabaka halindeki kalintilari muhim bir vazifeyi yerine getirircesine  siyiriyorsan, hayata duydugun ozeni henuz kaybetmemissin demektir. Kimileri  yarim biraktigi yemegin tabagini bir de sigara külllügu olarak kullanir, gormussundur kesin, pervasizca yasiyordur guya, gorurum o pervasiz hayatin nerelere varacagini! 

Oyle olmaz o iş, ciddiyet ve ozen gerektirir en basit seyler bile,  mesela bez bir mendil mutlak katlanip cantaya koymayi gerektirir.  Aklima simdi Mendil ve Tirnak Kontrol Devriyesi  (MTK) geldi, uzun zamandir cat kapi yapmiyorlar, o da mi ozlenilirmis! Bir defa bile kullanilmamis temiz medillerden feyzle;  beyaz, el islemeli pamuk carsaflarla doldurduk yetiskin evlerimizi, bir yaz aksami serer de acik pencereden dolan ruzgara karsi ustumuzu orteriz diye. Baska hicbir kafayi degil, bir tek kendi kafasini dusunerek yastiga basini kavusturdugu geceleri ozlememez mi insan, mesela butun gun toz toprak icinde gezmis ayaklarin uzerine dusen  serin carsafin yumusakligi vardir, o hissi bir daha yasamadan ölmek olur mu hic?  bir de acik pencereden gelen ruzgar ki o da ancak ki Tanri'nin yurekleri srinletmek icin gonderdigi bir doga olayi olabilir, yoksa ruzgarin baska ne islevi olabilir, biliyorum bazi firsatcilar elektrige donusturuyor, ama ben olsam önune pencere koyar, pencereye de bir tül takarim, tül ucustukca ... bilemedim, ne yaparim?  tül uçuştukça...

Sunday, January 18, 2026

bosaltiyoruz,

gunun bitiminde tatsiz hislerle bogusurken, suracikta duran yazilar bile bir agirlik yapiyor, tedavulden de kalkmislardi zaten. Temiz bir baslangic olsun insallah, devami geleceginden degil de temizlik acisindan sadece.