Friday, June 12, 2026

Bir yaz gunu

 hava mevsim normallerinin ustunde, sokaklar sessiz, cop kokulari sicagi daha da dayanilmaz yapiyor. Sehre ulasinca gozum Turk kuafor ariyor, amanin her taraf kuafor, her taraf Turk! O kadar coklar ki; iki yasli, sehrin gobeginde  Avusturya Sarayin'in parkinda oturduklari bankta Ic Anadolu sivesiyle konusuyor. Duymuyorum onlari, yelekli teyze ile sapkali amca'nin kimildayan dudaklarina bunu yakistiriyorum. Simdi bu edebiyat mi oldu, on yargi mi, tektiplestirme mi, asagilama mi, yok walla kotu niyetle soylemedim, bosluklar oyle doluverdi.

Neyse, kaldigimiz gocmen mahallesinde, Turk kuaforu tam yanibasimizda. Oyle merkezi bir lokasyon degil, evlerin arasinda bir kuafor dukkani, yakinda bir Suriyeli bakkal, diger kosede zincir bir marketin kucuk bir subesi. Turk bir anne civciv gibi arkasina siraladigi boy boy cocuklarla  buyuk pencereli yuksek tavanli bir binaya giriyor, kapi acilinca biraz rutubet kokusu ile serinlik yuze carpiyor. Belli ki marketten eve donuyorlar, alisveris yapilmis. Kucaktaki butun karpuz birazdan intizamla dilimlenip sofraya inecek, yavrular istahla yemegini yerken annenin kronik yorgunluktan kaynakli  gerginligi biraz olsun eksilecek.

Kuafor Ali'yi gozume kestirdim, aradigim Turk kuafor bu iste, onunden gecerken kesiyorum dukkani, musteri olmadiginda disarida merdivenlerde oturuyorlar. Mahalle ortasinda bir dukkan, bilinc altimin derinliklerinde bi ana dokunuyor bu manzara, belki Demetevlerdeki bir kuafor onu, belki daha da oncesinden... Dorduncu gunun sonunda evdekileri dinlenmeye birakip kendimi sokaga atmisim, sonunda o kapidan iceri giriyorum, "Turkce konusuyor musunuz?" diye soruyorum, "evet" diyor, bekledigim cevabi almis olmanin rahatligiyla  koseye cekilip sirami bekliyorum. Bir anne-kiz var onumde, yillarin yorgunlugu annenin saclarinin siyah boyasindan damliyor, kizin saclar hem gur hem saglikli. Kizin annesine donusmek icin nerden baksan bir 20 yili var,  biliyorum butun guzellikler gecici, zaman sinsi sinsi herkesi buzusturup cope atacak. Ama once alis bir şu guzel yuzune ki kaybi da guzel dokunsun yuregine. Hicbir sey mi bedava olmaz su hayatta! Ya avans ya da sonradan, mutlaka odenecek bedeli! 

Isleri bitince anne bir ellilik uzatiyor ve hesap kapaniyor. Sira bende, deri koltuga ilisip yapay bir hareketle kendimi konumlandirirken,  insagramdan baktigim birkac modeli gosteriyorum, "Sende boyle durmaz ama, kabarir" diyor, Allah Allah! ilk defa boyle birsey duyuyorum, ince telli saclarim ne zamandan beriii...?

Sana guvenmeyi tercih ediyorum Kuafor Ali, ne de olsa sac onemsedigim bir konu degil.  Altlari olabildigine kisa yapip, semsiye gibi acilan kisa bir sac yapacaksin, yanlardan uzunca olacak, anlasiyoruz. Makasi siklatmanla derin bir muhabbete giriyoruz, senden ilk ogrendigim Turk degil kuzey Irakli, Turkmen oldugun! Aylardir gitmeyi planladigim kuaforu secebilmeme bak,  neyse alti ustu bir sac, Turk kuaforu deneyimin olmasa da olur. Istanbul ziyaretlerinden, Amerika vizesini alamamana sebep sakalindan,  sehirdeki en iyi donercinin- onunde sirasi bitmeyen- Ferhat Doner oldugundan... sen anlatiyorsun ben yorumluyorum.

Konusurken kesim yavas ilerliyor, bir saat konusuyoruz ve sen laf arasinda duraklar verip kucuk kucuk kesiyorsun saclari. Bu sekil birkac saat daha konusuruz ama aklima evde bekleyenlerim oldugu geliyor, zengin kalkisi yapiyorum. Para almak istemiyorsun, sizin yoreye ait bir kibarlik olsa gerek. Olur mu oyle sey! Disarida tabelada gordugum fiyata kucucuk bir bahsis ekleyip ucreti oduyorum, bir saat ugrasmana gore kucuk kaliyor ucret, ancak sonradan jeton dusuyor. Eve gidiyorum, saclar kisalinca dipteki beyazlarla uctaki kahvelerin orani degismis oluyor ve bu goruntu  hosuma gitmiyor. Neyse o saclarla Avrupa'yi biraz daha gezip eve donuyoruz ki, sokakta, okulda, kisaca  onceki halimi bilen karsilastigim herkes saclarima iltifatlar yagdiriyor. Iki ay sonra bile goren  yeni saclarimdan bahsediyor :) "Viyana'da kestirdim." diyorum, havali havali. Uc yilda bir kuafore gidince, iste sonuclari da boyle goze carpiyor. 

Kuafor Ali, guzel muhabbetimizi ve benim icin esirgemeden sergiledigin maharetini unutmayacagim. Belki gelirim yine. 

Tuesday, January 20, 2026

 Saatleri Ayarlama Ensititusu (SAE) ile Kaybolmus Gulusler Arsivi (KGA) ayni sokagin iki ayri ucundaydi, birinden digerine yururken ortalarda bir pastanede biraz soluklanip kendine bir sutlac ismarlamak ancak ki kendine duydugun sefkatin en tatli ilani olabilir.  Sonu elbette ki biryere baglanmayacak dusunceler icinde,  cignemeden  löp löp yutulan kasiklarin ardindan tatlinin sonuna gelince yasadigin saskinlikla  " bu tatliyi ben mi yedim, Miki mi yedi?" diye kendi espirine gulerken, tabagin icinde ince bir tabaka halindeki kalintilari muhim bir vazifeyi yerine getirircesine  siyiriyorsan, hayata duydugun ozeni henuz kaybetmemissin demektir. Kimileri  yarim biraktigi yemegin tabagini bir de sigara külllügu olarak kullanir, gormussundur kesin, pervasizca yasiyordur guya, gorurum o pervasiz hayatin nerelere varacagini! 

Oyle olmaz o iş, ciddiyet ve ozen gerektirir en basit seyler bile,  mesela bez bir mendil mutlak katlanip cantaya koymayi gerektirir.  Aklima simdi Mendil ve Tirnak Kontrol Devriyesi  (MTK) geldi, uzun zamandir cat kapi yapmiyorlar, o da mi ozlenilirmis! Bir defa bile kullanilmamis temiz medillerden feyzle;  beyaz, el islemeli pamuk carsaflarla doldurduk yetiskin evlerimizi, bir yaz aksami serer de acik pencereden dolan ruzgara karsi ustumuzu orteriz diye. Baska hicbir kafayi degil, bir tek kendi kafasini dusunerek yastiga basini kavusturdugu geceleri ozlememez mi insan, mesela butun gun toz toprak icinde gezmis ayaklarin uzerine dusen  serin carsafin yumusakligi vardir, o hissi bir daha yasamadan ölmek olur mu hic?  bir de acik pencereden gelen ruzgar ki o da ancak ki Tanri'nin yurekleri srinletmek icin gonderdigi bir doga olayi olabilir, yoksa ruzgarin baska ne islevi olabilir, biliyorum bazi firsatcilar elektrige donusturuyor, ama ben olsam önune pencere koyar, pencereye de bir tül takarim, tül ucustukca ... bilemedim, ne yaparim?  tül uçuştukça...

Sunday, January 18, 2026

bosaltiyoruz,

gunun bitiminde tatsiz hislerle bogusurken, suracikta duran yazilar bile bir agirlik yapiyor, tedavulden de kalkmislardi zaten. Temiz bir baslangic olsun insallah, devami geleceginden degil de temizlik acisindan sadece.